Osmanlı da Piyasa ve Ekonomi

04 Temmuz 2009 Yazan admin  
Kategori Osmanlı Ekonomisi

Kentsel piyasalar açısından Osmanlı politikası, sınırlı bir pazar için sınırlı miktarda mal üretimine dayanıyor, bunu da devlet eliyle düzenlemeyi ve muhtesib denilen bir çarşı müfettişi aracılığıyla sürekli kontrol altında tutmayı öngörüyordu. Şehir kadısına bağlı olan bu devlet görevlisi, pazara ulaşan malların fiyat ve kalitesini denetlemek ve düzenlemekle sorumluydu. Gösterişçi tüketime olanak veren ve elinde çok nakit para biriken küçük bir seçkinler grubu, öncelikle en iyi kalite mallara ilgi duyduğundan, bu sistemde lüks emtia üretimi de sınırlı bir piyasanın gereklerine uyuyordu. 

Bu tür kontrollerin kısıtlayıcılığının, bir bolluk ekonomisi özlemiyle çeliştiği düşünülebilir. Ama bu tezat daha çok bir himaye ve kumanda ekonomisi ile, düzenleyicilik değil, özgürlük aracılığıyla bolluğa ulaşmaya çalışan bir burjuva toplumunun laissez – faire ekonomisi arasındadır. Gerçekte Osmanlılarınki gibi geleneksel toplumlar, yetersiz üretimin tüketicinin daha yüksek fiyatlar ödemesine, aşırı üretimin ise zanaatkarın düşük fiyatlar yüzünden haksızlığa uğramasına yol açtığını; dolayısıyla düzenlemenin hem tüketicinin, hem üreticinin yararına olduğunu, uzun tecrübe ve gelenekleriyle biliyorlardı. Genişleme, sadece İstanbul gibi dev kent pazarları oluştuğunda mümkündü. Oysa genel ve geleneksel olarak Doğu ekonomileri, ister vatandaş ister zanaatkar olsun herkesin düzenleme istediği sınırlı ve duragan piyasalarıyla küçük kentlerin birikmiş tecrübesine dayanıyordu. Ekonomilerin sürekli genişleyen bir piyasa temelinde gelişmesi ise, Batı’da ve ilk defa İtalya’da gerçekleşti. 

Onbeşinci yüzyılın son birkaç on yılında büyük Bursa kentindeki loncalar, halktan gelen yaygın talebin baskısı altında, yönetmelikleri hiçe sayıp, geniş halk kitlesi için daha ucuz ipekliler üretmeye koyuldular.3 Devlet buna derhal tepki gösterdi ve her kumaş türünde kul1anılabilecek ipeğin de, boyanın da kalite ve miktarını inceden inceye saptayan yeni bir düzenlemeye gitti. Lonca mensupları, daha ucuz kumaş türlerine yüksek bir talep olduğunu, yönetimin atadığı çarşı müfettişinin (muhtesib’in) de rüşvet karşılığı yönetmeliklerin uygulanmasına göz yumduğunu itiraf ettiler. Bu örnekte evvela, piyasada böyle bir genişlemenin yalnızca Bursa, Edirne ve İstanbul gibi büyük kentlerde görüldüğünü, buralarda kalabalık bir nüfusun daha bol ve daha ucuz ürün türlerine talep yarattığını ve genişleyen piyasanın da, devlet düzenlemeleriyle çatışan ekonomik güçleri harekete geçirdiğini kaydetmeliyiz. Saniyen bu olay, güçlü ve merkeziyetçi bir devletin Osmanlı ekonomisini, sabit piyasası ve üretim düzeyleriyle tipik bir ortaçağ örüntüsüne nasıl hapsettiğini de ortaya koymaktadır. Nihayet bunun, durağan Osmanlı sanayi ve ticareti ile önce İtalya ve Felemenk’te, sonra diğer Batı ülkelerinde ortaya çıkan dinamik Avrupa pazar ekonomisi arasındaki farklılığı da açıkladığına inanıyorum. Daha ucuz ve kaliteli mal üretebilen yeni teknolojilerin gelişmesini teşvik eden olgu, buna karşı Avrupa piyasalarındaki genişleme ve rekabetti. Batının ekonomik Üstünlüğü, Doğu sanayilerinin ise gerilemesi, bu değişimlerle pekişti. Onaltıncı yüzyıl sonlarında ucuz Batı ürünleri ithalatının artması, Osmanlı yünlü ve ipekli dokuma sanayileri ile madenciliğini olumsuz yönde adamakıllı etkiledi. Doğu ile Batı’nın ekonomik evrimi arasındaki bu yol ayırımının temelinde, ekonomik açıdan fiyat veya üretim maliyetleri farklılaşmasının yattığını vurgulamalıyız.

Enter Google AdSense Code Here

Yorumlar

1 Yorum yapılmış "Osmanlı da Piyasa ve Ekonomi"

  1. Hasan Fatih YILMAZ demişki 27 Temmuz 09 22:28 

    Peki, son paragrafta bahsedildiği şekliyle dar bir üretici kesmini barındıran Osmanlı ekonomisi için (ki nüfusu dönemin hemen her devletinden daha çok olan bir Osmanlı toplumunun üreten kesiminin de aynı şekilde çok daha geniş olması gerekir) doğudan gelen malların da beslediği bir piyasayı göz önüne alırsak birçok öğesi ile doğru olarak tasvir edilen bu Osmanlı ekonomisi tasarımı sizce çökmez mi? Bence çöker, çünkü devlet bu dönemde ki henüz sanayi devrimini gerçekleştirmemiş bir Avrupa ürünlerini neredeyse kendisine bile yetiştiremiyorken Osmanlı, piyasanın ihtiyacını karşılayamaz bir durumda olmalıdır. Halbuki devlet ticaret yollarının hakimiyetini özellikle pazardaki talebi karşılamaya yönelik olarak elinde bulundurmaya çalışmıştır. Bu haliyle dar olan yerli üretici kesimi değil üretim hacminin azlığı şeklinde yorumlayabiliriz. Bu da ne ölçüde doğrudur bunu ancak yeterli kantitatif verilere ulaşıldığında anlaşılır. Ayrıca üretim ve ithalat hacmi toplanarak piyasada vuku bulan işlem hacmi hesab edilecek olursa aslında Osmanlı devletinin ne derecede geniş ve büyük bir piyasaya sahip bulunduğu da daha iyi anlaşılır.

Yorumlarınızda resiminizin gözükmesi için, gravatar a abone olun!